25 11 2008

Sazan Avı Teknikleri




İngilizlerin “Watercraft” dediği “Avlak Özelliklerinin Saptanması” bir çok ünlü ve saygın amatör sazan balıkçılığı yazarının belki de sazan avında en önemli olarak gördüğü hususlardan birisidir. Aslında “Avlak özelliklerini saptama” başka bir deyişle de “Suyun altında neler olup bittiğinin resmini çıkarma” konusunun içine çok daha fazla faktör de dahil edilebilir. Aslında bu konu amatörün bir avlakta avlanırken gözlem gücünü geliştirmesiyle daha çok ilgilidir. Balığın yerininin saptanmasının ve neyin peşinde koşup ne yaptığının kestirilebilmesi ile, sıcaklığın, suyun azalıp çoğalmasının, akıntıların ve ortamdaki bitki gelişiminin ve yine balıkların mevsimsel değişimlerinin öğrenilmesi ile de ilgilidir denebilir. Belki de, bu konu yazılarak ifade edilmesi en zor olanlardan biridir denebilir çünkü bazı yazarların belirttiği gibi “Avlak özelliklerinin saptanması” öğrenilemeyebilir ancak zamanla edinebilir. Tıpkı İngilizlerin Rod Hutchinson’u gibi balığın nerede olabileceğini bilip o noktaya yerleşen büyük ustalar vardır ama benim gibi bu işle uğraşması gereken, biraz deneyimlerini, biraz mantığını kullanıp bunları uygulamaya koyması gereken amatörler de az sayıda değildir.

“Avlak özelliklerini saptama” becerisini geliştirmenin en zevkli ve önemli yollarından biri ele geçen her fırsatta balığın bulunduğu gölet ya da nehrin kenarında sadece gözlem yapmaktır. Bunu biraz daha geliştirirsek avlak okumanın hedef balığımızın bulunması en olası noktaları görebilme yeteneği diye de değerlendirebiliriz. Bu noktalar bazen biraz sağduyu kullanarak ve çıplak gözle görülebilir derecede açık da olabilirler. Görülemeyen noktaları netleştirmek ise biraz daha uğraşmayı gerektirir ama sonuçta avda randımanı kesinlikle artıracak bir uğraşı olur. Ne yazık ki bizim sularımızda sazan peşinde koşan amatörlerin büyük bölümü sazanın oynak yaptığı böylesi görülemeyen noktaları atlamakta ve gölet ya da nehir kenarlarında “Ya nasip!!” grubunu oluşturmaktadırlar. Tabiiki avlarımızda nasip, şans, kısmet gibi ilahi güçlerin katkısı yadsınamaz ama tamamen şansa bırakılan avlarda da randımanın ne oranda olacağı doğrusu tartışılır.* Bir çoğumuz, yerleştikleri noktanın alt yapısı ve sazan için uygunluğu konusunda hiçbir fikri olmadığı halde kendini suyun kenarındaki boş bulduğu noktaya atmak için arabanın kapısını bile kapayamayacak kadar acele ve telaş içinde davranan amatörleri görmüyor muyuz?

Ben Abu'nun gözlüğünü amatörler için kullanışlı gözlüklerden biri olarak görüyorum.

Avlandığımız gölet ya da alan ne kadar küçük olursa olsun, sadece birkaç saatliğine avlanmaya gelmiş bile olsak, balığın bulunduğu bölgeyi ve bu bölgeden en iyi randımanı verecek yerleşim düzenini belirlemek için zaman harcanmalıdır. Balığa yeni başlayan genç amatör kardeşlerimiz bazen avlakta sazanın yerini saptamada güçlük çekerler ki bu başlangıçta gerçekten de zor olabilir. Ama bununla ne pahasına olursa olsun zaman harcanırsa kısa zamanda bir gölette oynayan kuzu ile diğer balık hareketlerinin ayırımını yapacak noktaya gelineceği kesindir. Çoğunlukla da balığın yerini saptamada güçlük çekenler, iyi bir polarize gözlük ya da dürbünle, hakim bir noktaya (bu bazen bir ağacın üstü bile olabilir) çıkıp da etrafı ciddi bir biçimde gözlemleme çabasına girmeyen, suyun kenarında çay demlerken etrafa öylesine bakan amatörlerdir. Bence buradaki temel yanlış böyle bir gözlemle vakit harcamanın değer olup olmaması noktasındadır ki ben balığın çeşitli nedenlerden bulunmadığı bir noktaya olta atıp beklemektense yarım günümü elimde dürbünle etrafı inceleyerek geçirmeyi tercih ederdim. Ancak önceden de belirttiğim gibi avlaklarımızdaki “Ya nasip!!” grubunun bunu yapmakta zorlandığı bir gerçektir. Oysa, tek yapılması gereken etrafta bir kuzunun varlığını gösterecek bir belirtinin, bir işaretin saptanmasıdır ki bu bir sazanın sırt yüzgeci, ya da suyu yarışı veya iri bir sazanın suya yatırdığı birkaç dal ya da kamış parçası bile olabilir. En bulanık suda bile polarize gözlüklerin yardımıyla su yüzeyinin 15-20 santim aşağısını görmek mümkündür ki bu da çoğu zaman yeterli olabilmektedir. Bazen sazanın kendisini görmesek bile bölgedeki varlığını gösteren işaretleri aradığımız için kendimizi bir iz sürücü gibi de hissedebiliriz. Örneğin, nispeten berrak bir suda göl tabanının bulanık olması burada bir sazan hareketine işaret edebilir. Kaldı ki sazanların zaman zaman çok gürültücü olduğuna da tanık olmuşuzdur. Ani bir atlama veya suya çarpma sesi ya da sazanın yüzeyden yemlenirken çıkardığı emme ya da amatörler arasında daha yaygın bilinen damak vurma sesi gibi sesler bizim için birer işaret olabilir.

Birçok genç ve balığa yeni başlayan amatörün, gölette hiçbir sazan belirtisi bulamadığı durumlarda önemli bir hususu gözden kaçırdıkları da gerçektir. Sazanların gerçekten hareketli olmadığı zamanlar da vardır. Böylesi anlarda sazanı saptamak için en önemli husus sessizlik ve gizliliktir. Beyaz bir t-shirt giyerek, büyük postallarla avlağın etrafında gürültülü bir şekilde dolaşan bir amatöre herhalde huylu ve tedirgin bir sazanın görünmesi pek akıllıca olmayacaktır. Bir hayalet sessizliğinde ve ani hareketlerden kaçınılan bir sakinlikte hareket edildiği takdirde sazanın en sığ bölgeleri bile yokladığı gözden kaçmayacaktır. Sabah serinliğinde üşüyen bir amatörün ısınmak için oltalarının başında zıpladığına ve ardından da “Balık tatsız!!” dediğine hiç tanık olmadınız mı? Oysa en olmayacak noktaları bile gezinmekten kaçınmayan bir sazanı oradan kaçıracak tek şey gürültüdür. Bazı amatörler de suyun kenarında alabildiğince gürültü yapıp sadece balığa yakın olduğunda sessiz olmaya çalışırlar ki bu çok geçtir. Amatörün özellikle sazanın onu görmeden önce sessiz olması, dikkat çekmeyen ve ortama uygun kıyafetlerle avına yaklaşması veya beklemesi daha doğrudur. Arkasından gelen güneş nedeniyle suya düşen gölgesi yetmiyormuş gibi bir de ayağa kalkıp yandaki arkadaşına el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalışan amatör adeta o bölgedeki sazanları kovalıyor durumdadır.

Avlakta suyun kenarına yerleşme konusunda da bir çok amatörün özenli davranmadığına tanık oluyoruz. Özellikle suya yakın noktalara çadır kurma telaşı içindeki amatörler bazen tam bir şantiye gürültüsüne neden olabiliyorlar. Demirler yerlere çakılıyor, eşyalar paldır küldür taşınıyor, unutulan malzemeler için söylenmeler, yakacak odunların kesilmesi ve daha neler neler. Bunlar doğal olarak huylu bir balık olan sazanı tedirgin edecek ve bölgeden uzaklaştıracaktır. Peki, sazanlar geri dönmeyecekler midir? Tabii ki geri dönerler ama bu ciddi bir zaman kaybı demektir ve sazanların yerini bulmak için azımsanmayacak bir zaman harcamış amatör için de özellikle gözlemlerinin sonucunu almak için değerli ve en önemli ilk birkaç saatlik zamanın boşa harcanması demek olacaktır.

Yukarıda bahsedilen ilkeler ışığında söz konusu avlağa her gidişte notlar alınmalı ya da bir şekilde bilgiler kaydedilmelidir. Bu kaydetme işi ise birçok amatör tarafından lüzumsuz görülmekte, hatta yazma alışkanlığı fazla gelişmemiş amatörler için de biraz zulüm gibi gelmektedir. Allah var ya daha şimdiye kadar avlandığım avlaklarda böyle not alan ve kayıt yapan bir tek amatör görmedim desem yeri var (Eğer kayıt tutanlar varsa, beni affetsinler lütfen). Böyle bir alışkanlığın olmamasının amatör balıkçılık felsefesine kadar uzanabilecek bir yaklaşım farklılığından kaynaklandığını sanıyorum. “Kıytırıktan balık avının kaydı mı olur? Ne gerek var kayda, kuyda abi, önemli bir iş mi yapıyoruz sanki! İşin mi yok ya kayıt falan, boşver! Kaydı bırak da içelim güzelleşelim abi!” türü yaklaşımlar nedeniyle de bizler her seferinde tekerleği yeniden keşfetmek zorunda kalmıyor muyuz? Halbuki küçük bir not defteri ve oraya yazılacak birkaç temel husus; sıcaklık, rüzgar yönü ve genel koşullar gibi bilgiler, bazen atlayan bir balığın görüldüğü nokta filan. Zaten oltanın başında saatlerce oturmuyor muyuz? Bu arada bile bir kağıda birkaç not almak herhalde o kadar zor olmasa gerek. Özellikle bu alınan bilgiler eve dönüldüğünde o kadar önemli ipuçları veriyor ki ben şimdilerde kayıt tutmadığım yıllara, suyun kenarında boşa geçen zamanlar diye yanıyorum.

Yıl boyunca tutulan kayıtlarla elde edilen bilgiler en verimli bölgeleri ve zamanları ortaya koyacak bir hazine değerine sahiptir ve en güzel tarafı da sizin boş zamanlarınızı değerlendirmenize yarayacaktır. Hatta, eğer avlanılan avlaklar şehre ya da eve yakınsa fırsat buldukça oltasız olarak ziyaret edilmesinin yararı tartışılmaz derecede büyüktür çünkü avlakta ve suyun kenarında bizzat yapılan gözlemlerin yerini hiçbir bilgi tutamaz. En basitinden Eskişehir’e en yakın avlaklardan biri olan Keskin Göleti’ne birçok amatör “Burada balık yok!” ya da “Keskin balık yapmıyor!” gibi düşüncelerle gitmezken benim gidip birkaç balık yakalamamın nedeni olarak gölete oltasız olarak defalarca gittiğimi gösterebilirim. Kışın karda bile babamla beraber, çocukları da alıp termosa koyduğumuz çayları içmek ve temiz hava almak için her gidişimizde elde ettiğim bilgilerden daha sonra çok verimli bir biçimde yararlandığımı söyleyebilirim.

Şüphesiz, biz amatörlerin bir çoğunun işinin, gücünün ve ailesinin olması “Avlak Özelliklerinin Saptanması” eylemi için her dakikayı su kenarında geçirmesini engelleyecektir. Ancak, bu koşullar bir yana bırakılırsa bir av partisi öncesinde böylesine bir gözlem için bir saatlik bile olsa, dolaşma, fikir alış-verişi ve seçilen avlakla ilgili gözlemlerde bulunmanın randımanı artıracağı da neredeyse kesindir.

Ayrıca sadece balığın gözlemlenmesi de çoğunlukla yeterli olmayacak, gözlemlenen balığın davranış özelliklerinin de saptanması gerekecektir. Örneğin Julian Cundiff, sazan balıkçılığı ile ilgili kitabında atlayan sazanın muhakkak yemlenen sazan olması gerekmediğine dikkat çekerek, büyük bir şapırtı ile suyun yüzüne çıkarak kendini suya vuran sazanın illa yemlenen bir balık olarak görülmemesi gerektiği, bunun sazanın hareket halinde olduğunun da bir göstergesi olabileceğine dikkat çekmektedir. Bu görüntünün amatörü heyecanlandırmasına rağmen bu noktanın ana bir yemlenme noktası olarak değerlendirilemeyceğine dikkat çeken yazar, nispeten daha sessiz ve yuvarlanırcasına sırt yüzgeçleri görünerek atlayan sazanın büyük olasılıkla yemlenme peşinde olduğuna ve bu bölgenin de bir yemlenme bölgesi olabileceğine işaret etmektedir.

Öte yandan Richard Stangroom sazanları iki grupta değerlendirmekte ve bunları gezinen ve yataklı sazan olarak ele almaktadır. Gezinen gruptaki sazanların belirli bir biçimde 24 saat boyunca sabit bir gezinme rotası ile yaptıkları bu yolculuğu ilkbahar ve yaz aylarında saptamanın daha kolay olduğunua dikkat çeken yazar, sazanların bu gezinmeyi doğal besin kaynaklarındaki hareket nedeniyle değiştirmek zorunda kalmadıkları sürece yıl boyunca sürdürdüklerini de iddia etmektedir. Ayrıca ikinci grup olarak ele alınan yataklı sazanların genellikle göletin bir bölgesinde kaldıklarını ama bunların diğer sazanlara oranla sayıca daha az olduklarına dikkat çekmektedir. Bu sazanların çoğunlukla göletin bitki yapısının daha yoğun olduğu bölgelere yakın kaldıklarını, tıpkı gezinen sazanlar gibi sevdikleri beslenme alanları ve zamanları olduğuna işaret etmektedir. Buradan hareketle de en güzel olta atılacak noktaların ise bu iki sazan grubunun kesiştiği ve yemlenmede örtüştüğü alanlar olduğuna dikkat çeken yazar, bunu aynı noktadan ve aynı sazanları defalarca yakalayarak teyit ettiğini ileri sürmektedir.

Kısacası avlak kenarında yapılacak gözlemlerin ve değerlendirmelerin amatörün avının verimli geçmesine katkıda bulunacağı artık bilinen bir gerçektir. Tabii ki buraya kadar belirttiklerim hep avlakların görünen özelliklerinden hareketle avlanacağımız noktanın saptanması açsısından önem taşımaktaydı. Julian Cundiff adlı yazarın konuyla ilgili şu sözünü yazmadan geçemeyeceğim; “Sazanın olduğu yerde 10 dakika, sazanın olmadığı yerdeki 10 saatten daha iyidir!” Buna paralel olarak da göletlerde benim gözlemlediğim en büyük yaklaşım yanlışı olan ve “Ya nasip!!” gruplarınca da sıklıkla başvurulan rastgele bir noktaya yerleşerek avı kadere, kısmete bağlamanın ne derece doğru olduğunu eleştiren şu açıklamayla da bitirmek istiyorum. “Sazan avında sazanın size gelmesini beklemeyiniz, çünkü gelmeyecektir. Siz ona gitmek ve onu bulmak zorundasınız. Bunun aksi olmaz…”

“Avlak Özelliklerinin Saptanması” konusunda olay sadece balığın gözlemlenmesi ve yerinin saptanması ile sınırlı değildir. Birçok amatör deneyim yoluyla koşullara göre sazanın yemlenme olasılığı yüksek noktalarını saptama becerisini içgüdüsel olarak da geliştirebilir. Onların temelde hava olmak üzere farklı avlak koşullarını etkileyen birçok faktörü yorumlama yeteneği zamana bağlı olarak gelişmiş de olabilir. Kaldı ki bu bahsedilenlerin büyük bir çoğunluğu da zaten yalın mantık kuralları ile de açıklanamayabilir. Bu nedenle de sözü değerli birçok amatör sazan balıkçılığı yazarı gerek avlak, gerek teknik, gerekse de yöntem ve yaklaşımlar konusunda amatörlerin bunları ciddiye almasını ancak avlandığınız yerde geliştirdiğiniz kendi değer yargılarınıza bunların hükmetmesinden yana değildirler. Bir başka deyişle bunları bilelim ama koşullara göre değişebilen kendi yargılarımıza da güvenelim demektir.

Şu bir gerçektir ki, bir göletteki hem görülebilen hem de görünemeyen özelliklerin doğru yorumlanması ile bütünleşen balığın hareketlerinin gerçekçi bir biçimde değerlendirilmesi, rastgele bir noktaya “Ya nasip!!” diyerek yerleşilmesinden ve balığın yemi bulup ta yemesini beklemeye oranla daha rasyonel bir yaklaşımdır. Bir göletin görülebilir fiziki özellikleri arasında, eskiden kalmış çalı veya ağaç kökleri olan bölgeleri, yosun ya da kamış gibi doğal bitki örtüsünün yoğun olduğu alanları, suyun düşük ya da yüksek olması ile şekillenen adacık, girinti, burun veya koy yapılı alanlar, gölete su sağlayan kaynakların ve dere ağızlarının gölete açıldığı alanlar ile taşlık ve kumluk sığlıklar ve platolar sayılabilir.

Ancak tüm bu çıplak gözle görülebilir özelliklerin dışında göletlerin bir de görünmeyen yüzü ya da bu görülebilen özelliklerin çok belirgin olmadığı durumlar da vardır. “Avlak özelliklerinin saptanması” konusunun önemli bir bölümünü de göletlerde rahatlıkla göremediğimiz alt yapıyı oluşturan fiziksel özelliklerin gün yüzüne çıkarılması oluşturur. Bunların farkında olamayan amatörlerin hem balığın yemlenmediği bölgelerde olmaktan hem de sürekli takım yitirmekten dolayı çoğunlukla hayal kırıklığı yaşadığına da tanık oldum. Bir tarihte, Keskin Göleti’nde avlanırken sağımdaki koyun içine doğru olta atan iki amatörün sürekli olta kopartmasını üzülerek izledim. Çünkü söz konusu koyun tam ortasında, yani eski dere yatağının orta kısmını oluşturan bu bölgede, su yüksekken gözükmeyen, eskiden kalmış çok sayıda ağaç kökü ve çalı kalıntısı vardı. Bilgiçlik taslamaktan korktuğumdan, kendilerini uygun bir dille uyarmama rağmen onları ikna edemedim ve sonuçta yarım saat içinde altı olta kopartıp bölgeyi terk ettiler. Hani derler ya “Bir müsibet, bin nasihattan daha iyidir!” diye, bu kardeşlerim benim söylediklerimi yaşayarak öğrenmiş oldular.

Gölet gibi su kaynaklarının görünemeyen fiziksel özellikleri içinde de çamur, batak, kil ve kum tabanlı alanlar, taşlık uzantılar, kıyıya dik inen çökekler, kum ya da taşlık platolar ile bunlardan oluşan çukurluk alanlar ve bitki köklerinin yoğun olduğu bölgeler sayılabilir. Tıpkı bizlerin arabayla karayollarını ve otobanları kullandığımız biçimde sazanların da kullandığı belirli rotalar ve yollar olduğu neredeyse kesin gibidir. Yıllar önce Sivrihisar, Çakmak köyü yakınlarındaki azmakları yoğun avladığımız dönemlerde, derinliği 1,5 ile 2 metre arasında değişen ve suyun cam gibi berrak olduğu bir alanda avlanırken buna defalarca tanık olmuştum. Sazanlar kanal şeklindeki bu alanın kamışlık olan bölgesinden, bizim avlandığımız alana doğru yaklaşmak için alanın ortasındaki diğer yerlere göre daha derince olan bir yolu kullanıyor ve buradan bizim oltalara yaklaşıyorlardı. Çıplak gözle yukarıdan bakınca diğer noktalardan bir farkı olmayan bu yolağı kulananan sazanlar buradan da alanın daha sığ olan diğer bölgelerine doğru dağılıyor ve yemleniyorlardı. Oltalarımızı bu yolağın ortasına yakın noktalara her atışta balık alıyor diğer noktalara attığımız oltalara ise neredeyse hiç balık vurmuyordu.

Bir alışkanlık hayvanı olan sazanın doğal yemleri daha kolay bulabildiği kum ve batak yapılı alanların sertleşmiş olan bölgelerinde, taşlık uzantıların kumla buluştuğu alanlarda ve kamış ve yosun gibi bitkilerin çürümüş çökeltilerinin yoğun olduğu yerlerde ve ani derinleşen dik bölgelerin oluşturduğu çukurluklarda daha çok yemlendiği de göz ardı edilemez. Bir göletin görünmeyen bölgelerindeki böylesi özellikleri iyi değerlendiren amatörün daha verimli bir av yapma olasılığı doğal olarak daha yüksek olacaktır. Suyun altında kalmış, görünürde hiçbir belirti vermeyen böylesi bölgeleri bulabilmek* “Avlak Özelliklerini Saptamak” ana eksenli bu yazımın da en can alıcı noktasını oluşturuyor zaten. Bu nedenle de sazan avında amatöre çok büyük katkıda bulunacak gölet yatağı topografisi ile ilgili bilgilerin iyi değerlendirilip kayda geçirilmesi büyük önem taşır. Bu bilgilerin yazılı olarak saklanmasının aynı avlakda daha sonra yapılacak avların daha verimli geçmesini sağlayacağı gün gibi açık olmasına rağmen bir çok amatör böyle bir kayıttan ziyade detayları aklında tutma yolunu seçmekte ve bunlar da zamanla unutulduğundan aynı avlakta bir yabancı durumuna düşülmektedir.

Bazen göletlerin yatak topografisini çıkartabilmek için tabiat ana ilginç olanaklar sunar. Bunlardan birini de 2007 yılında zaten yaşadık. Bu sene yaşadığımız kuraklık belki bir çok açıdan olumsuzluklara yol açtı ve inşallah bir daha olmaz ama bu kuraklık aslında biraz dikkatli sazan amatörleri için de olağanüstü bir fırsat yarattı. Bir çok gölette su seviyesi inanılmaz seviyelere düştü. Bu o ortamda yaşayan canlılar için büyük bir sıkıntıydı ama bundan ders almasını bilen ve ödevini iyi yapan amatörler içinse bulunmaz bir fırsattı. Ben kendimi bu açıdan biraz şanslı amatörler arasında görüyorum çünkü birçok fotoğraf çektim ve gözlemde bulunarak kayıt yaptım. Bu kayıtların bana nasıl yararı olacağına örnek ise aşağıda sizlerle paylaşmak istediğim birkaç resimde daha net görünüyor.

Sizlerin de başına sık gelmiştir bazen sadece belirli oltaların çalışması ve diğerlerinin yatması. Bunu sadece şansla açıklamak bence gerçek bir sazan amatörü için bu avı fazlasıyla hafife almak anlamına gelebilir. Yukarıdaki avda da işaretlediğim oltanın en fazla balığı tutmasının muhakkak bir açıklaması olmalıydı. Ancak göletin altını göremediğimiz böylesi durumlarda aşağıda neyin olup bittiğini anlamak için ya sualtı kamerası ile çekim yapmak ya da alt yapıyı iyi bilmek gerekiyordu. Evet balığın oltaya vurması için tek parametre tabii ki altyapının iyi bilinmesi değil ama böyle bir durumda ısrarla aynı oltaya balığın vurmasını açıklamak için kahin olmak da gerekmiyor.

Suyun altını göremediğinde aşağıda neler olduğunu bilmek de zor …


Avlandığınız avlak eğer iyi bildiğiniz bir avlaksa iş değişir ama bilmediğiniz bir avlağa gittiğinizde genellikle yukarıdaki gibi bir görüntü ile karşılaşırsınız. Her yerin birbirine benzediği bir su kıyısı. Bu noktaya yerleşip oltalarınızı döşediğinizde ise soldaki ya da sağdaki oltaların birbirinden bir farkı yoktur sizin için. Eğer oltalarınızı attığınız noktanın, daha doğrusu kösteklerinizin düştüğü noktanın neresi olduğunu bilseydiniz tabii ki ümitli oltaları diğerlerinden daha rahat ayırt ederdiniz. İşte "Avlak Özelliklerinin Saptanması" konusu da bu noktada devreye giriyor zaten. Olta nereye düşüyor? Oltanın düştüğü nokta balığın yemlendiği bir nokta mı? türünden avın kaderini belirleyecek sorulara birazcık olsun yanıt bulabiliyorsak bu avın verimli geçmesi için yolun yarısını çoktan aşmış olmuyor muyuz?

Çekilen sular alt yapıyı ortaya çıkartıyor ve değerli topografik bilgiler sağlıyor ...


Yukarıdaki resimde ise aynı noktanın su düşükken çekilmiş fotoğrafı ile bölgenin fiziksel özellikleri ve topografisi nispeten daha belirgin bir halde. Bu resmi çekmek için bölgenin kuraklık yaşaması çok acı ama bunun iyi bir şekilde değerlendirme olanağı sunduğu da açık. Kaldı ki bu resimden pek belli olmuyor ama yine bölgenin alt yapısı sazanın yemlenmesi için dolaşacağı uygun bir zemin oluşturuyor. Alanın kuzey batı rüzgarlarını alması ile resimdeki derin bölgenin önündeki taşlık set (gravel path) derin bölgeye doğru doğal yemlerin rahat bulunabileceği bir tortu ve çökelti bırakmış. Aynı zamanda yakından yaptığım incelemelerde de bu alanın çamurlu, kumluk yapısı sazanın burnunu sokarak oldukça derinlere kadar araştırma yapacağı, kıl kurtlarını ve diğer kurtçuklar ile su böceklerini bularak yemlenebileceği bir ortam oluşturuyor. Bütün bunlar o noktaya düşen bir oltanın sazan tarafından diğer koşulların da elverişli olması halinde (rüzgar, sıcaklık, dalga vs.) kabul edilebilir bir yem seçeneği sunduğunu göstermiyor mu?

Önceden de belirttiğim gibi "Avlak Özelliklerinin Saptanması" eylemini ciddiye alan tüm sazan amatörlerinin atlamaması gereken bir konu. Eğer avlak gerektiği biçimde okunur ve yorumlanırsa gerçekten de yolun yarısı aşılmış olur. Konunun genişliği nedeniyle bundan sonraki bölümde yine konuyla ilgili bir başka önemli husus olan alt yapının bilinmediği avlaklarda "Plumbing", yani "Su derinliğinin ve alt yapının belirlenmesi" konusunu işlemeye çalışacağım.

Su Derinliğinin ve Alt Yapının Belirlenmesi:

Bundan önce de belirtiğim gibi bir göletin görülebilir özellikleri arasında yer alan, çalılık ve ağaçlık bölgeler, yosunluk ve kamışlık alanlar, kumsallar, adacıklar, burunlar, koylar ve platolar zaten amatörlerin çıplak gözle görüp avlandığı bölgeleri oluşturuyordu. Ancak, eğer avlanacağımız avlak kıyıdan çıplak gözle görülmeyen taban özelliklerine sahipse bunları nasıl öğreneceğiz? Ya da oltanızı attığınız noktanın tam olarak derinliği nedir? Bütün bölgenin derinliği aynı mıdır? Yoksa altta da platolar, yükseltiler var mıdır? Bunları öğrenme yolumuz ne olacak.

Sazan balığının göletin tabana yakın ve derin yerlerinde gezinmeyi sevdiği bilinen bir gerçek olmasına rağmen avlanılan göletin yatak topografisi olmaksızın “derin” sözcüğünün anlamı nasıl bilinebilir? Bunu bir bot ya da tekneyle gölete açılıp bölgeyi uzun bir kamışla ölçerek de saptayabiliriz ama bunun iki dezavantajı olur. Birincisi balıkları o bölgeden ürkütebiliriz, ya da gölet kamışın boyunu geçecek derecede derin olur, ölçmeyi yapamayabiliriz. Ayrıca göletin taban yapısının fiziki özelliklerini, yani tabanın taşlık mı, killik mi, toprak mı, yoksa yosunlu ya da bitki tortulu mu olduğunu da bilmemiz bu konuda önemli bir avantaj elde etmemizi sağlamaz mı?

Bu nedenle de yukarıdaki sorulara yanıt bulabilmenin alternatif yolu da gittikçe popülerleşen “derinlik ve dip yapısı saptama” (marker) takımıyla yapılan ölçümlerdir. (Şekil 1) Bu takım, ana bedene en az 100 gramlık bir kurşun takılarak ve bedenin en ucuna da bir büyükçe bir şamandıranın bağlanmasıyla son şeklini alır. Bu ölçümü yapabilmek için önce oltayı ölçüm yapmak istediğimiz noktaya atarız. Misinanın birkaç metre sarılması ile kurşunun arkasında kalan şamandıra kurşuna temas edecek bir şekilde tabanda yatıyor olacaktır. (Şekil 2) Bu anda oltayı attığınız yerin derinliği neyse oraya ulaşmış durumdasınız ama asıl şimdi yapmanız gereken bu derinliğin ölçülmesidir. Artık makaranızdan her seferinde bir kulaç ya da bir metre kadar misina salmanız gerekmektedir. Bu durumda dibe oturmuş durumdaki kurşun aşağıda sabit kalacak ancak boşalan şamandıra yüzeye doğru çıkmaya başlayacaktır. (Şekil 3) Yapmanız gereken şamandıra su üzerinde görünene kadar ölçerek misinayı salmaktır. Eğer şamandıra 4 metre boyunda misina salınması ile yüzeye çıkarsa o noktanın derinliği dört metredir anlamına gelir. Şayet şamandıra 3 metre misina salma ile yüzeye çıkarsa o noktanın derinliği ise 3 metre demektir. (Şekil 4) İşte bu da bizim, saldığımız misina metresi ile taban ve yüzey arasındaki derinliği öğrenmemizi sağlar.

(Şekil 1) Derinlik ve Dip Yapısı Saptama Düzeneği Malzemeleri...

(Şekil 2) Öncelikle kurşunun dibe oturduğundan ve şamandıranın da ona dayandığından emin olmak gerekir...

(Şekil 3) Ben kamışın iki yüzüğü arasındaki mesafeyi kullanarak ve her seferinde yaklaşık 1 metre misina salarak daha kesin bir ölçüm elde ettiğime inanıyorum...

(Şekil 4) Oltayı her atışımda karşıdaki bir noktayı referans alıp o hat boyunca ölçümlerimi kaydediyor, ardından yanındaki bir başka noktayı hedef alıp o hattın ölçümlerini yapmaya çalışıyorum...

Ayrıca bu takım ve düzeneği taban yapısının detaylarını öğrenmek için de kullanabiliyoruz. (Şekil 5) Bunu yapmak için de kurşunun gölet tabanına teması ile hissettiğimiz tepkileri yorumlamamız gerekiyor. Bu işlem için de oltamızı attıktan sonra tabana oturan kurşunu, kamışımızı kurşunun bulunduğu yere 90 derece oluşturacak şekilde tutarak, her seferinde yaklaşık üç metre kadar dipten kaldırmadan ve sadece kamışı kullanarak çekiyoruz. Bundan sonrası dibe sürtünen kurşunun kamış ucuna gönderdiği titreşimleri yorumlamaya sıra geliyor.

(Şekil 5) Aynı düzeneği göletin alt yapısının fiziki detaylarını belirlemek içinde kullanabiliyorum ki bunun bence değeri daha büyük...

Eğer kamışımızın ucunda sürekli sert ve tok, küt, küt çarpma titreşimleri hissediyorsak bunun anlamı kurşunun taşlık bir tabanda sürtünmesi demektir. Şayet kamışın ucunda kurşunun bir yere yapıştığı, ve ardından kaydığı hissini uyandıracak bir tepki alıyorsak muhtemelen bu bölgenin alt yapısı da killi bir bölgeye işaret etmektedir. Eğer kurşunun yere çarpışında yumuşak bir zemin hissediliyor ve kurşun pelte gibi yumuşak bir tabandan geliyor hissine kapılıyorsak muhtemelen bu zemin de kum ya da çamur çökeltili bir alandır diyebiliriz. Yine kurşunu çekmeyi zorlandığımız bir biçimde dibe takılma tepkileri alıyorsak bu alanda otluk ve kamışlık bir bölge olabilir, hatta böylesi durumlarda yosun liflerinin kurşunu sarmasını bile hissedebiliriz. Ayrıca oltayı attığımız yerdeki, örneğin taşlık bir bölgenin ne boyutlarda olduğunu da daha ilerideki bir noktayı referans alıp kurşunun taşlık alandaki sürtünme süresini misina üzerinde işaretleme yaparak da kestirebilmemiz mümkün olabilmektedir.

Ben bu iş için sıradan bir 100-150gram kurşun atarlı kamışını kullanıyorum. Makine olarak da Dai
wa’nın eski bir modeli B250’yi yine çekeri yüksek bir misinayı ana beden olarak kullanmak üzere bu işe ayırdım. Aslında gölet derinliği ve taban özelliklerinin saptanmasında kullanılacak malzeme için genelde mono yerine ip tercih ediliyor, bunun nedeni de ipin monoya oranla daha az esnediği ve gölet yatağının yapısını daha iyi hissettirdiğidir. Aynı şekilde kaplamalı kurşun yerine de çıplak kurşun kullanılmasının dip yapısını hissettirmede daha hassas olduğu için seçilmesi öneriliyor. Ancak ben mono misina ve çıplak kurşun ile de oldukça dengeli ölçümler yapabildiğimi sanıyorum.

Kısacası “Gölet yapısının özelliklerinin saptanması” konusunun önemli bir bölümünü oluşturan görünmeyen ögelerin belirlenmesi gerçekten de işini ciddiye alan her sazan amatörünün göz ardı edemeyeceği avantajlar sağlayacaktır. Bu bilgilerin amatör sazan balıkçılarının sadece takım yitirmelerini önlemedeki yararını göz önüne almanın olayı dar bir çerçevede değerlendirmek olacağı da açıktır. Özellikle, sazanın neden bazı bölgeleri diğerlerine oranla daha fazla sevmesine de ışık tutacak bu unsurlar eğer dikkatle ele alınırsa avda randımanın artacağı da bir gerçektir. Hepinize gittiğiniz avlakların en güzel sazanlarının denk gelmesini, oltalarınızın hep dolu, mutluluğunuzun da sonsuz olmasını dilerim. Hoşçakalın.

Not:Bu yazı Ateş Dalyan hocamıza aittir.


MARKER YAPIMI

Dip taramasına adım adım başlayınız.En iyi şekilde marker-şamandıra ile inceleyebilirsiniz.

İnceleme esnasında çok dikkat etmek gerekir,avlağın her yeri titizce taranmalı ki sazanın saklanabileceği bölge gözden kaçmasın.Dip taraması yapıldıktan sonra uygun yer seçilir ve kamp kurulur.Her zaman yanlış yapılan bir şeydir ve nedense sürekli kamp önce kurulur ve sonradan oltalar su ile buluşur.Bu konulara daha sonra da değineceğiz.Önce doru yeri seçiyoruz,sonra kamp kuruyoruz…

      Şimşekler…Sazanın vurması genellikle şimşeklerden önce ya da şimşeklerden sonra kendini gösterir.Yağmurun sakin bir şekilde devam ettiği sürece sazan yemlenmeyi keser ve vuruş alınmaz.Konunun başında da fark etmiş olduğunuz gibi derinlikten ve dip taramasından bahsettik.Tam olarak derinliği tespit etmek çok önemlidir.Dediğim gibi,derinliği marker ile ölçebilirsiniz,aynı zamanda kurşunun batması ile de tespitte bulunabilirsiniz.İlk bakışta zor gibi görünse de ,biraz antrenman yaparak bu işin altından kolayca kalkabilirsiniz…

 

Kurşun su ile temas ettiği andan ,kendini dibe sürerken kamışın ucunu hafifçe yukarıya doğrultunuz,bu esnada misinanın gergin olmasına dikkat ediniz,ta ki kurşun dibe oturana kadar.Kurşun dibe ulaştıktan sonra makine ile sararak dip örtüsü hakkında geniş bilgi alabilirsiniz.Bu işemleri aslında balığa gitmediğiniz zmanlarda yapmanız daha doğru olacaktır,eğer bu işlemleri av sırasında yaparsanız sazanın ürkmesine ve uzaklaşmasına sebebiyet verebilirsiniz.Bunun dışında yanınızda avlanan diğer sazancıların da bu hoşuna gitmeyebilir.Dip taramasını yaptıktan sonra detayları bir deftere kayıt etmek gerekir ileride      kullanabilirsiniz …

 

Şimdi gelin markeri inceleyelim ve nasıl oluştuğunu bir görelim.Merker şamandıra üreten bir çok firma mevcuttur.Bunların çalışma şekli ve materiali nerdeyse aynıdır.Eğer dibi otluk bir avlakta inceleme yapacak iseniz,size üzerliği iyi bir marker kullanmanızı tavsiye edeceğim.

Marker ile dip taraması yapmak için özel bir kamışa ihtiyacınız yoktur,kullanmış olan sazan kamışlarınız çok iyi şekilde iş görecektir.Dikkat çekmek istediğim bir nokta var,ana beden örme ip kullanırsanız bu çok daha iyi olacaktır,mutlaka yedek kafadan birine örme ip sarınız.

Markerin montajı basittir.En iyisi geniş çaplı quick change leger rings kullanmak veya Easy-Glide Run Ring kullanmak olacaktır:

quick change leger rings

Easy-Glide Run Ring

 

Önceden yuvarlak bir mantar topu veya bir silikon top geçiriniz,bu düğümün zedelenmesine ve halkanın zarar görmemesi için iyi olacaktır.Şimdi markerinizi ileri sallayın ve dibe oturmasını bekleyin.Şimdi de yavaş yavaş misinayı geri salın ve daha önceden çizmiş olduğunuz avlak krokisinin üzerinde derinliği yazıp yerini işaretleyiniz.

Sonra misinayı tekrar makine ile sararak kıyıya doğru tekrar aynı şekilde tekrarlayarak belirli mesafelerde kroki üzerine derinliği kaydediniz.Eğer kmışı suya paralel indirip yanınızdan sararsanız,dip örtüsünün “resmini” çıkartabilirsiniz,dip –taşlık,kumluk,yosunlu ya da bataklık olduğunu anlayabilirsiniz.

 


1.Gerekli malzemeler: marker şamandıra,kurşun 85 gr.mantar veya plastik top,burgu ve iğne

 

2.Ana bedene kurşunu ve plastik stopertopunu geçirin

3.Markeri bir parça misinaya bağlayın (yaklaşık 20 cm.) diğer ucuna da fırdöndü bağlayın.

4.Ana bedeni fordöndüye bağlayınız,mantar top markerin yüzeye çıkmasını kolaylaştıracak.

5.Makaradan misinayı saldığınızda,marker sürekli suyun üzerine hareket edecektir.

6.Kamışı 50 cm. mesafe ölçerek işaretleyiniz,herşey bitti artık derinliği ölçebilirsiniz.

 

kaynak : LEE JACKSON'S CARP CLINIC KİTABI

Tercüme :Ragıp Ragıpoğlu

 

24529
0
0
Yorum Yaz