25 11 2008

Sazan Avında Havanın Durumu




Sazan avına başlayan birçok kişi ilk önceleri bir su kenarına gider ve oltayı atıp zili takar ve yapılması gereken herşey yapıldı diye düşünerek zilin çalmasını beklemeye başlar. Bir zaman sonra tecrübe kazanır işi kuralına göre yapmaya çalışır;olta takımları,malzemeler,bölgenin coğrafi koşulları,hava durumu,yem ve yemleme taktikleri....derken bir yaşam tarzı oluşmaya başlar ve kendini kurtaramaz olur.Artık bu işin esiri olmuş olan bir sazan avcısı her türlü bilgiye açtır;kendi taktiği ve 'diğerleri' olmak üzere hep kıyas ve araştırma yapar....Evet,aşağıda 'diğerleri'ne örnek Avrupalı ve Amerikalı bazı ustaların Sazan avcılığı konusunda söylediklerinden derlemiş olduğum bazı görüşler:

Sıcaklık: Sıcak günlerde sazan genelde su yüzeyinde ‘güneşlenirken’ görünür. Yüzeyde avcılık için idealdir. Ancak sıcaklık dalgası artarak devam eder ve birkaç gün süreyle etkili olursa su yüzeyindeki oksijen miktarı azalacağı için balık derine çekilmeye başlar.Bu derinlik gölün yapısına,coğrafi şartlarına vb.bağlı olarak değişir.Ancak şu bir gerçek ki bu dönemlerde sığ sulara ancak sabah saatleri ve akşam serinliğinin çöktüğü anlarda yaklaşırlar.Genelde kendileri için rahat sayılan 9-18m derinlere inerler,süre uzadıkça derinlik artar.

Basınç: Hava basıncı belkide sazanın yeme alışkanlığındaki en önemli faktörlerden birisidir.Açık,sakin,sıcak yaz günleri (-ya da sakin ama dondurucu kış geceleri ) “yüksek basınç” göstergeleridir.Bu sıklıkla balığın iştahının azaldığı ve avlanmanın zor olduğu bir dönemdir.Ancak bu dönemde verimli yüzey balıkçılğı yapılabilir.Eğer yüksek basınç sürerse,bu kez gece avları neredeyse herzaman –özellikle büyük balık tutmak için ideal zamandır.
Yoğun alçak seviye bulutları ile kaplı bir gökyüzü ve hafif ya da orta şiddette rüzgarlı günler hem kışın hem de yazın “alçak basınç”göstergeleridir.Bu dönemde sazanın iştahı açılır ve takımları toplayıp balığa gitmenin zamanıdır.Yani balığa gitmeden önce hava durumuna biraz daha ayrıntılı bakmak şansımızı artırabilir!

Derinlik: Bir sazan ne kadar derinlere iner? Tuzlusuda bazı balıklar 7-8km derinliklerde yaşayabilir.Kaydedilen en derinde yaşayan balık 8370m de görünmüştür…
..Güneş ışığı normalse suyun 30mkadar derinliğine kadar nüfuz edebilir-Bazı olağanüstü koşullarda,berrak sularda bu 50-60m’yi bulabilir.Öğlen vakitleri en temiz suda güneş ışığı her75m’de onda bir oranında azalır.
Çoğu tatlısu canlıları güneş ışığının daha yoğun olduğu bölgelerde yaşamaya meyillidirler.Yakalanan sazanların %70-80’i bu yoğunluğun en çok yaşandığı 0,5 – 10m derinliklerde dolaşanlardır.İstisna durumlarda çok büyük olanları daha derinlerde yakalanmıştır.

Suyun Akışı / Yönü :Avrupa’da gemilerin ve botların çok sık kullandığı kanallarda avlanan çoğu usta sazan avcısı bilir ki balık tutmanın en iyi vakti bu taşıtların en sık geçtiği zamanlardır.Bundaki avantaj çok ağır hareket eden su akışının bu sayede hareketlenerek sudaki oksijen seviyesini yükseltmesinden gelmektedir.Özellikle de yoğun sıcaklığın hüküm sürdüğü günlerde.( Bu yüzden rüzgarın balık tutmadaki rolü özellikle tatlısularda çok büyüktür)
Akışkan sularda oksijen seviyesinin en yüksek olduğu yerler denince akla hemen barajların su bıraktığı bölgeler,tahliye kanalları,şelale altları,yüksek akışkanlıklı nehirler vb gelmektedir.Çoğu sazan avcısının hiç aklına gelmeyecek yerlerden birisi dedebisi yüksek sert akışlı akarsulardır!! Yakalaması kolay değildir fakat buralarda-hemde gayet güçlü ve iri balıkların yaşadığı bir gerçektir.

İnanılmaz gelebilir ama sadece somonların yaşadığı düşünülen ve hatta raftingçilerin bile zorlandığı akışa sahip akarsularda Bazı Avrupalı sazancıların yakaladığı balık sayısı yüzlercedir.

                                                 Solunar Teorisi

Solunar Teorisi Nedir?

Yeryüzünde yaşayan bütün Yaşam formlarının gökyüzündeki yıldızların çekim kuvvetlerinden (Günlük astral enerji bombardımanından)etkilendiği bilimsel bir gerçek.Anlıyacağımız canlıların anlık davranışlarında büyük bir etki oluşturduklarıdır. Buna göre canlıların etkilendiği (Özellikle Deniz Canlıları) zaman ve günler Batıda Solunar takvimi ile açıklanmıştır.

Güneş ve ayın canlılar üzerinde hareketlerine etki eden ve davranışlarında bir yoğunluk yarattığı,bu iki olgunun bulundukları pozisyona göre canlılar üstündeki yoğunluğun belli zamanlar içinde kaldığının farkına varılması,bu takvimin ortaya çıkmasına sebeb olmuştur.

Özellikle bu yoğunluğun Yeniay zamanı ( Ayın gece görünmez olduğu zaman) en doruk noktaya ulaştığıda gözlemlenmiştir.Denizlerdeki Gelgit olayları bu yoğunluğun başka bir yansımasıdır.



Solunar Teorisi Kim Tarafından Nasıl Geliştirilmiştir?



1926 yılında John Alden Knight yerel bir bilgiyi geliştirmek ve ilimi bir platforma oturtmak için çalışmaya başladı.Adına Solunar dedi ( Sol=Güneş,Lunar=Ay).Bay Knight 33 faktörden oluşan Tatlısu ve Tuzlusu balıklarının günlük davranışlarını listeledi.Etkenler üzerindeki hal ve davranışları elinden geldiğince kayıt altına aldı.Her bir olguyu test ederek ve eleyerek yanlızca üç faktörün çok etkili olduğunu tesbit etti.Bunlar Güneş,Ay ve Gelgit olayıydı.

Güneşin tekbaşına günü gününe aynı etkiyi göstermediğini,izlediği rotanın uzun bir zaman diliminde çok az bir farklılık gösterdiğini biliyordu.Hatta bazı akıllı balıkların günün herhangi bir saatinde veya gece gözükmesi Ayında tek başına tamamlayıcı özelliğinin olmadığını gösteriyordu.Gelgit olaylarınında kapalı deniz ve iç sularda bir etkisinden bahsetmek mümkün değildi.Gerçi okyanus kıyılarında balıkçılık yapan insanlara rehber olabiliyordu.Buda sadece onlara yol gösteriyordu.

Çalışmalar ve araştırmalar ilerledikce Ayın yükselişi ve alçalması ile orantılı ve Güneşle bağlantılı gün ortasında kısa bir zaman dilimi ile ilgili hareketin önemli bir tesbiti yapıldı. Bunu Anadönem ve Aradönem olarak ikiye ayırdılar.Bu iki dönem içinde kalan ve aktivitelerin doruk noktasına çıktığı zaman dilimlerinininde var olduğunu belirtiler.



Yapılan Deney Ve Çalışmalar:



İlk deneyi John Alden Knight ikiyüz adet balık avlayarak yaptı.Yapılan avların Solunar zamanının Yeniay döneminde yüzde doksan oranında büyük başarıya ulaştığını tesbit etti.

1935 ve 1939 yılları arasında kara avı kuşları ve hayvanlarınıda içine alan daha kapsamlı bir araştırma ile genişletti ve sonuç aynıydı.

İlk tatmin edici bilimsel ve akademik çalışmayı Northwestern Universitesinde bir mikrobiyolog olan Dr.Frank A.Brown Şikago yakınlarındaki labaratuarında İstiridyeler üzerinde tesadüfen gözlemlemiştir.İstiridyelerin belirli zaman aralıklarında kabararak ağızlarını açtıklarını farketmiş ve bunun Okyanuslardaki gelgit olayı ile eşzamanda gerçekleştiğini anlamış.Gelgit sürecinde denizin kabarmasıyla İstridyelerin açıldığını gören Dr.Frank A.Brown bunun deniz seviyesinin değişmesindenmi yoksa sadece ayın gücündenmi olduğunu anlamak için deneylerine okyanus içinde devam etmiştir.İlk iki hafta gelgit ile aynı reaksiyonu gösteren bu canlılar sonraları farklı zamanlama ile tepki vermeye başlamışlar. Bunun nedeninide araştıran Dr.Brown,bu olgunun tam olarak Ayın başüstüne veya ayakaltına geldiği zamanlarda olduğunu görmüş.

Açıklama:

Doruk Günler:

Eğer hava ve beslenme şartları uygun koşullara sahip olursa,Güneşin ilk ışıklarını vermeye başladığı andan itibaren veya son ışıklarını vermeye yakın,ilk bir veya iki saat içindedir.Vede herayın,Yeniay ve Dolunay zamanı bu etki en doruk noktasına ulaşır.Balıklar gördükleri veya kokladıkları herşeye ayırt etmeden atlarlar.Bu yoğunluk her aşamasında ücer günlük sürelerde Ayın son çeyreğine gelene kadar miktar olarak azalır.

Doruk Aylar:

Haziran ayı diğer aylara göre bu ilişkinin en yoğun olduğu aydır.Bu ayda Dolunay zamanı Güneş ve Ay hemen hemen birbirlerinin karşısında yer alırlar.Tam olarak karşı karşıya geldiklerinde onları birkaç dakika gökyüzünde göremeyiz.Yeniay (Ayın Güneş ışıklarını yansıtamadığı an)zamanı,Güneş ve Ayın uzaydaki hareketlerinde en mükemmel güce beraberce ulaştığı uyum anıdır.Güneş sisteminin diğer birçok yıldız sistemleriyle arasındaki etkileşimin sağlandığı ve diğer günlere,aylara ve yıllara benzemeyen bir pozisyona geldiği zamandır.

Doruk Zamanlar:

Solunar sürecinin düşüşü,Güneşin doğuşu ve batışı esnasında yarım ila bir saati içinde gerçekleşir.Ve bu esnada verimli av için büyük avantaj yakalayabiliriz.Ay doğarken veya batarkende bu avantajı devam ettirebiliriz.Mevsimlere isabet eden Yeniay ve Dolunay zamanlarını avantaj olarak kullanabiliriz.

Balıkavının Süresi:

Usta balıkçılar balıkların herzaman beslenmediklerini bilirler.Bazı nedenlerden canlı veya yapay yemlerede saldırdıklarınıda bilirler.Solunar teorisini oluşturan John Alden balıkların bir tam gün içinde tek haneli saatlerde beslendiklerini ve gerçek balıkçılığın bu saatler içindede havanın ve beslenme şartlarının uygunluğuna göre yapılabileceğini belirtmiştir.Ve bu beslenme saatlerinin bir veya iki saat gibi sürede çılgınca gerçekleştiğini söylemiştir.

Meteorolojik Etki:

Havanın bu teorideki etkisininde çok önemli rolü vardır.Ani şartlardaki ısı değişikliği ve barometredeki hava basınç değerlerinin alçalıp-yükselmesi av verimine etki eder. Barometrenin hızlı düşmesi anormal havanın habercisidir.Dolayısı ile tabiattaki varlıklar kötü hava koşullarının gelmesini hissederek daha güvenli bölgelere çekilirler.Balıklarda derinlere inerler ve hareketsiz kalırlar.Onun için Kuzey den gelen hızlı cephe sistemlerinde ve rüzgar durumlarında kıyılardan balık tutma verimide azalır.Istanbulda devamlı dile getirilen meşhur balıkcı sözleri vardır ya “Poyraz var balık yoktur.Bu gün yıldız ve Karayel esiyor balık olmayabilir”.Tabi bu tabirler coğrafi konuma göre değişir bunuda unutmamak lazım.

Solunar Zamanının Hesaplanması :

Solunar zamanlarının doğru hesaplanmasındaki anahtar;Güneş ve Ayın Gökyüzündeki konumlarına ve görünen şekillerine bağlı olarak ortaya çıkar,bunu iki gruba ayırarak inceleyebiliriz.

Ana Dönem içinde (bu bir tam gündür );Gökyüzü ve yer Meridiyenlerine eşzamanlı rastlayan geçişlerde ortaya çıkan yerçekimi gücü (Gelgit olayı)dır.Ara dönemde ise;Bu bir tam gün içindeki belirli zaman aralıklarıdır.Bu iki unsurun (Güneş ve Ay )ufuktaki doğuş ve batışlarının doğal sonucu olarak bulunduğumuz mevkide 90 ve 270 derecelik açılar içinde oluşan uygun yükseliş şartlarıdır.

Ayın Üstümüzde Veya Altımızda olması ne demektir?Bunun anlamı;Ayın tam tepemizde olması,üstümüzde.Veya dünyanın arka tarafında kalıp, ayaklarımızın altında.Olması anlamındadır.

Ana ve ara dönem diye adlandırdığımız bu iki dönem;Avın azlığını veya çokluğunu haber vermez.Yanlızca o gün içinde avcılığın en verimli av zamanının zirveye ulaşacağı anı açıklar.

Formül:

Ara dönem içinde;Ayın doğuşu(yükselişi).

Ana dönem içinde;Ay Üstümüzde.

Ara dönem içinde;Ayın batışı.

Ana dönem içinde;Ay ayaklarımızın altında.



Ek Bilgiler:

Ay her zaman çok yüksek irtifada gözükmeyebilir.Her zaman ufukta bile olabilir.

Ay Doğudan doğar.

Ayın tepemizde olması yeryüzünde bulunduğumuz mevkiye bağlıdır.

Ay Batıdan batar.

Ayın ayaklar altında olması bulunduğumuz mevkinin karşıtında yani dünyanın arkasında kalması demektir.
 

                                           Sazan ve Ördek Entegrasyonu

Balık yetiştirme havuzlarında, dışarıdan besin alma devresine ulaşmış balıklar hayvansal organizmalara ihtiyaç duyar. Bunun için en yaygın kullanılan metot, havuzların organik ve inorganik gübrelerle gübrelenmesidir. Çiftlik hayvanları ve kanatlı gübreleri balık yetiştiriciliği için çok iyi organik gübrelerdir. Kara tarımında olduğu gibi, gübreleme; havuzlardaki suyun kimyasal yapısını düzenlemekte, verimliliği arttırmakta, ayrıca gübre doğrudan yem olarak da (mesela kanatlı gübreleri şeklinde) tüketilebilmektedir. Balık havuzlarına verilen gübreler arasında kanatlı gübresi en etkili olanıdır. Ördek gübresi havuz verimliliğini arttırmak için önemli oranlarda azot, karbon ve fosfor ihtiva etmektedir. Özellikle Çin kökenli ve iri yapılı Pekin Ördekleri bu konuda yaygın olarak kullanılan ördek türlerinin başında gelmektedir. Inorganik gübrelerin ve  balık yemlerinin fiyatının artması karşısında balık yetiştiricileri farklı arayışlara yönelmiştir.

 

Entegre yetiştirme sistemleri buna örnektir . Entegre yetiştirme sistemlerinin amacı; verimin çeşitlendirilmesi, doğal kaynaklardan azami derecede faydalanma ve üretimin devamlılığını sağlamaktır. Balık-kanatlı şeklinde yapılan yetiştiriciliğin diğer entegre yetiştirme sistemleri ile karşılaştırıldığında en umut verici metot olduğu düşünülmektedir. Kanatlı türü olarak genellikle ördek ve kaz kullanılmaktadır. Balık-ördek entegrasyonu sayesinde balık yetiştiriciliği yapılan havuzların daha az masrafla gübrelendiği ve balık yemi maliyetinin önemli derecede düştüğü tespit edilmiştir. Bir balık havuzu yarı kapalı biyolojik bir sistemdir. Havuzlarda mevcut olan ve balıklar için zararlı olan organizmalar ördekler tarafından tüketilir. Doğal besin kaynaklarının protein değerleri yüksek olduğu için ördek yemlerindeki protein oranı %16-20`den %13-14`e düşürülmektedir.

 

Ördekler dışkılarını direkt suyun içine bıraktıkları için havuzların gübrelenmesini sağlamaktadır. Ördekler günlük yemlerinin %10-20`sini değerlendiremezler 20-25 g miktarındaki bu değerlendirilemeyen kısım da doğrudan balıklar tarafından tüketilir. Ördekler ayrıca su içerisinde zemini karıştırmakta ve bu sayede toprakta bulunan besin elementlerinin serbest hale gelmesini sağlamaktadır . Balık-ördek entegrasyonunda, ördeklerin stoklama oranı çeşitli faktörlere bağlı olarak değişmektedir. Bu faktörlerin başında suyun kimyasal ve fiziksel özellikleri gelmektedir. Genellikle ortalama olarak stoklama oranları Batı Avrupa`da 150-500 ördek palazı/ha, Asya`da 750-4000 ördek palazı/ha ve Afrika`da ise 1000-1500 ördek palazı/ha`dır. Alman bilim adamı Probst, sazan havuzlarında ördek yetiştirmekle, bir ördeğin yıllık balık üretimini ortalama olarak 0,9-1,7 kg/mu (15 mu= 1 ha) artırdığını tespit etmiştir.

 

Erzurum Atatürk Üniversitesi`ndeki Araştırmalar

 

Erzurum Atatürk Üniversitesi`nin Veteriner ve Ziraat Fakültelerinde yürüttüğümüz çalışmada, balık-ördek entegrasyonu yapılan ve yapılmayan havuzlarda yetiştirilen Aynalı Sazanlara ait bazı performans değerlerinin (günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma katsayısı, kondisyon faktörü, çatal, standart ve total boy ölçümleri) ve etin kimyasal kompozisyonunun (ham protein, ham yağ, ham kül ve kuru madde) karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmada balık materyali olarak 250 adet Aynalı Sazan ve entegre yetiştirmenin yapıldığı her havuza 6 adet düşecek şekilde Pekin Ördeği kullanılmıştır. Bu çalışmada balık-ördek entegrasyonu ile nitrojen, karbon ve fosfor bakımından oldukça zengin olan ördek gübresinin balık yetiştiriciliği yapılan havuzlarda balık üretiminde %32,48 gibi önemli bir artışa neden olduğu ve ördek yetiştiriciliği de yapılarak pazarı olan ikinci bir ürünün alınmasına imkan sağladığı tespit edilmiştir. Ayrıca sazan etlerinin kimyasal kompozisyonlarının (kuru madde dışında) yetiştirme şeklinden etkilemediği belirlenmiştir. Elde edilen bu sonuçlardan, balık-ördek entegrasyonu ile çevresel kirliliğin azalacağı ve balık yetiştiriciliğinde girdi maliyetinin düşeceği söylenebilir. Pekin Ördeği ve Aynalı Sazan etinin pazar sorunlarının halledilmesi halinde bu tip üretim rahatlıkla uygulanabilir.
 

                                            BALIKLARIN HAFIZASI

Hafızanın birden fazla türü var. Öğrenme davranışları da, sıklıkla hafızadan farklı olarak ele alınıyor. Balıklar tabii ki şartlanarak bazı şeyleri öğrenebilirler. Hafızaları da olasılıkla 3 saniye değil. Yalnızca, balıklarda hafıza bilgilerinin “kayıt edilmesi” uzun sürüyor.
Anlık hafızadan söz ederken kastedilen balıklar, çoğu kültür üretim sonucu elde edilmiş melez akvaryum balıklarıdır. Denizlerde ve tatlı sularda yaşayan kıkırdaklı ve kemikli balık türlerinde ise böyle bir durum söz konusu değil. Daha doğrusu, bu canlıların bir hafızaları var ancak hafızanın oluşturulması işlemi oldukça yavaş gerçekleşiyor.

Memelilerde yapısal hafıza, yani sinir hücreleri arasında sinaps bağlantılarının kurulması şeklinde bilgilerin depolanması, “kalpain” adlı bir proteinin sinir hücresi içinde artışı sonucunda hücre iskeletini hareket ettirmesi yoluyla ortaya çıkıyor. Uzun süreli bu işlem sonucunda kalıcı hafıza oluşturuluyor. Mikro saniyeler ile ifade edilen kısa dönem hafıza, uzun dönem hafıza yapısına geçirilmediği takdirde, üzerine yeni bir bilgi getirildiğinde siliniyor. Silinmemesinin tek yolu ise, her yeni bilginin yeni bir sinir ağına yönlendirilmesi gerekiyor. Balıklarda ise, yeni edinilen bilgilerin yönlendirileceği ve gerekli protein sentezi için tekrarlanarak bekletilebileceği sinir yolları bulunmuyor. Mevcut yapı (ve bilgi) hemen kullanıldığı için de hafıza kısa sürede siliniyor.

Açık-tokluk merkezleri, memeli beyninde hipotalamus bölgesi tarafından kontrol ediliyor. Burası, canlılığın devamı için gerekli olan tüm aktiviteleri kontrol eden ve bunlara ilişkin uyarıları düzenleyerek cevap oluşturan bölge. Bu tip uyarıların değerlendirilmesinde ayrıca septum ve amigdala çekirdeği gibi bölgeler ile retiküler formasyon yapısı da işin içine karışabiliyor. Şimdi yazıyı okumaya devam et çaktırmadan,sonra okuman bitince bana özelden bu cümleyi kopyala.Cevap oluşturulan dış uyartılar arasında tabii ki sadece motive edici (besin görmek gibi) uyarılar yok. Bir takım stres faktörleri de hipotalamus’un normal şartlar altında oluşturacağı cevapları etkiliyor. Örneğin “açlık” hissi taşıyan ve beslenen veya beslenmek üzere olan bir canlı, doğal bir düşmanı ile karşılaştığı anda artık o denli “aç” hissetmeyebiliyor. Tabii ki burada da işin içine bir takım hormonlar giriyor.

Akvaryum balıkları ise, az önce de söylediğimiz gibi, çoğunlukla doğal olmayan türler. Bu türlerin meydana getirilişleri sırasında gen havuzları ile oynanıyor ve türe özgü içgüdülerin çoğu yitiriliyor. Bunun yanında, oldukça dar yaşama ortamlarında gelişmeleri nedeniyle de sinir sistemi bir takım uyarı-cevap mekanizmalarını geliştiremiyor. Doğal düşmanlarıyla karşılaşmak gibi bir stres faktörü de ortadan kalkınca, açlık hislerini bastırabilecek önemli bir etken söz konusu olmuyor. Balıklarda açlık-tokluk merkezleri, memelilerdeki gibi gelişmemiştir. Bu merkezlerin gelişimi, sudan karaya geçiş ile birlikte, yerçekiminin de etkisiyle ortaya çıkıyor. Ancak balıklarda “ne yediğini unutmak” gibi bir durum söz konusu değil.

Balıkların hafızasının kısa süreli olduğu nasıl bir testle anlaşılmıştır? Balıkların böyle bir hafızaya sahip olduğu nereden bilinmiştir?
Son yıllarda, balıkların psikolojik özellikleri ve zihinsel kapasiteleriyle ilgili bilgilerimizde büyük bir artış olduğu söylenebilir. Artık, balıklar yalnızca içgüdüleriyle hareket eden basit canlılar değil, akıllı, sorunlarına zekice çözümler bulan, toplumsal zekâya sahip canlılar olarak kabul ediliyor. Örneğin, bazı balık türlerinin kendi sürülerindeki öteki balıkları tanıdıklarını, öteki balıklarla farklı ilişkiler geliştirdiklerini ve toplumsal ayrıcalıkların farkında olduklarını gösteren araştırmalar var. Bazı balık türlerinin araç kullandığını ve uzun süreli belleklerinin bulunduğunu gösteren araştırmalar da var. Araştırmacılar, farklı balık türlerinin farklı kültürlerinin olduğunu, düşmanlarının yerini belirlemek ve yiyecek bulmak için işbirliği yaptıklarını da gözlemlemişler.

                                       BALIKLARIN HAFIZASI 2

“Balıkların hafızası 3 saniyedir” miti yıkıldı. Bu sözün bir efsane olduğu olduğu, balıkların aslında 5 ay öncesine ait bilgileri hatırlayabildiği belirlendi. Balıkların eğitilebileceğini de gösteren araştırmalara göre, balıklar fareler kadar akıllı...
TEL AVİV/LONDRA - Yaygın kabul gören bir mit, balıkların en fazla 3 saniye öncesinin bilgilerini hafızalarında tutabileceklerini söyler. Ancak İsrail’de yapılan son araştırma bunun doğru olmadığını, balıkların 4-5 ay öncesine ait bilgileri hatırlayabildiğini, dahası balıkların eğitilebileceğini gösterdi. Elde edilen yeni bilgilerle, daha ekonomik ve daha çevreci balık çiftlikleri kurulabilir.

2003 yılında Pixar yapımı Finding Nemo (Kayıp Balık Nemo) çizgi filmindeki minicik hafızalı Dory karakteri, sürekli unutan ve bir an parlayıp bir an kaybolan düşünceleriyle izleyicinin yüzünü güldürmüştü. Ancak son bulgular, Dory’nin aksini ispat ediyor. Üç saniyelik hafızalarıyla bilinen balık dünyası, bilim adamlarını şaşırttı ve ses sistemiyle yapılan araştırma asıl gerçeği ortaya koydu.


İsrail’deki Technion Teknoloji Enstitüsü’nde yapılan araştırmada, yavru balıklara yemleri düzenli olarak belirli bir ses eşliğinde verildi. Yaklaşık bir ay süren eğitimden sonra balıklar, açık denizdeki balık çiftliklerinde kendilerine ayrılan bölümlere salıverildi. 4-5 ay sonra balıklar yetişkin olup avlanma zamanı gelince, daha önce bir ay boyunca yem verilirken çalınan ses yinelendi ve balıkların aradan uzun süre geçmesine rağmen sese geldikleri görüldü.

Uzmanları bu deney sonrasında elde ettikleri bulgularla ‘eğitilmiş’ balıkların, ekonomik olarak çok değerli olduklarını, balıkların eğitilmesi ile balık çiftliklerinin giderlerinde önemli tasarruf sağlanabileceğini tahmin ediyor. Yeni bulgular, sık sık çevreye zarar verdiği gerekçesiyle eleştiri konusu olan balık çiftliklerinin, çevreye minimum düzeyde zarar verecek biçimde inşa edilebilmesine de olanak tanıyor.

BALIKLAR İÇİN YEMEK VAKTİ
Plymouth Üniversitesi’nde yapılan başka bir araştırma da altın balıklarının 3 aylık hafızalarının olduğunu ve bunun da ötesinde zaman kavramlarının olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmada öncelikle balıklara yemlerini hazırlanmış özel bir düzeneği dürterek almaları öğretildi. Bu öğretildikten sonra da düzenek günün sadece belirlenmiş bir saatlik diliminde yem verecek biçimde yaralandı. Sonunda balıkların sadece belirlenmiş saatte düzeneğe gelerek, yemlerini aldıkları görüldü.

FARELER KADAR AKILLILAR Balıklar üzerine başka bir araştırma da İskoçya’nın St. Andrews Üniversitesi’nde yapıldı. Altın balıklar üzerine yapılan araştırmanın yürütücüsü Dr. Mike Webster bulgularını şöyle açıkladı:
“Pek çok insanda balıkların üç saniyelik hafızası olduğu düşüncesi vardır, ancak böyle bir şey yok. Balıkların kuşlardan ya da memelilerden daha aptal olmadığı hatta pek çok durumda daha akıllı olduklarına dair pek çok kanıt bulunuyor. Golyan balığı, dikenli balık ya da pek çok süs balıkları fareler ya da sıçanlar kadar akıllılar.”

16256
0
0
Yorum Yaz